KAVRAM HARİTAMIZI HAKİKATE UYARLAMAK

 
 Bir cümleyi, o cümlenin içerisinde geçen kelimelerin -kavramların- zihnimizde çağrıştırdıklarına göre anlamlandırırız.


 Kavramlar kişinin kültürü, geçmiş bilgisi ve tecrübelerine göre herkesin zihninde farklı bir duygu ve mana çağrıştırabilir.  Dolayısıyla herkesin aynı bilgiden çıkardığı sonuç da farklı olur. Böylece hakîkati
 fark etmede araç olan bilgi, herkesin zihninde kendince bir "zan" olmuş olabilir. (Belki "aynı bilgi" üzerinde bu kadar farklı fikirler üretilmesinin ve bu kadar bölünmenin "odaklılık" dışındaki diğer bir nedeni de budur!).


 Necm Suresi 28. Ayet: “Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakîkat namına hiçbir şey ifade etmez”.

 “Cüz-i irade - külli irade, adâlet, âhiret, tecelli, melekler, arş, kürsü, sevap, Rab,  ruh, Nûr veya Nûr enerjisi, Rahmani-şeytanî, ulvî-süflî,  Zâhir-Bâtın, fıtrat, nefis vb. gibi kelimeler, zihninizde neyi çağrıştırıyor, ne anlama geliyor, nasıl algılanıyor? ”  Bu kelimelerin hakiki anlamlarını bilmiyorsanız, size anlatılan dini öğretiyi nasıl doğru olarak anlayıp içselleştirip uygulayabileceksiniz? (Zaten Müslümanların ve İslam’ın hak ettiği yerde olmamasının en büyük nedeni budur.)

Adâlet kavramını eşitlik gibi algılayan bir bireyin, Allah’dan adâlet beklentisi nasıl olur?  Ya adalet eşitlik değilse! Hayatını, yaşadığı olayları nasıl doğru olarak yorumlar, olaylara karşı nasıl doğru tepki geliştirebilir ve nasıl tekâmül eder? Herhangi bir duruma vereceği içsel ya da dışsal tepkilerini neye göre belirler? 


Dînî öğretinin ilk aşamasında, bazısı mecazî olarak verilen bilgileri, acaba bilincimize nasıl anlamlandırarak yükledik ve bu öğretiden nasıl bir ana fikir çıkardık? Bu ana fikir hakîkatle örtüşüyor mu?  


 Kur’ân-ı Kerim’ de, ”İmân’ı kalbine inmemiş bedeviler” olarak adlandırılan, taklidî imânla hareket edenlerin dini ve dünyayı ne hale getirdikleri malumdur. Kanımca buna neden olan hem ilimle gidilmemesi hem insanın kolaya kaçan nefsî yapısı hem öğretinin mecazi ve duygusal tarzda verilip hakikate uygun yapıda verilmemesi hem de öğretiyi alan kişilerin öğretiyi beyinlerinde doğru -hakikatine uygun- anlamlandıramamasıdır.


Bu mesele o kadar önemlidir ki zihnimizde bazı kelimelere yüklediğimiz anlamları, ilim ve bilim ışığında yeniden düzenlememiz; hakîkate doğru bilinç sıçraması yapabilmemizin neredeyse tek yoludur (Bu yüzden eğitim seminerlerine öncelikle kavram haritamızı hakîkate uyarlıyarak başlıyoruz).


 

Muhammed Sadi